DOLAR %
EURO %
ALTIN
BITCOIN 317043-2,16%
Ankara

PARÇALI BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

6 okunma

Tarikat dünyasını mimaride aradım

ABONE OL
20 Kasım 2022 09:30
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Mimar Ahmet Işık Doğan’ın 1970’lerde hazırladığı doktora tezi “Osmanlı Mimarisinde Tarikat Yapıları” uzun yıllar boyunca bu alanda çalışanlar için önemli bir kaynak vazifesi gördü. Yıllarca elden ele kopyaları dolaşan, baskıları biten kitabı geçtiğimiz günlerde Ketebe Yayınları yeniden meraklılarıyla buluşturdu. Bu güzel haber üzerine Doğan’la hem mimarlık mesleğini nasıl seçtiğini hem de bu önemli eserin hikâyesini konuştuk.

Mimarlık mesleğine nasıl yöneldiniz? Bu alanda eğitim alma kararını nasıl verdiniz?

Mimarlık mesleğinin ailemde geleneksel bir geçmişi var. Büyük dayım Ömer Lütfi Bey İstanbul Teknik Üniversitesi’nde yetişen ilk mimarlardan, Mimar Kemalettin’in dönem arkadaşı. Büyük halam tarafından, Türkiye’de pek çok mimari esere imza atmış Doğan Tekeli ile akrabayız. Ben lise son sınıfta iken ağabeyim İTÜ Mimarlık Fakültesi’nden mezun oldu. Ben de bu aile geleneğini devam ettirerek 1963 yılında İstanbul Alman Lisesi’nden mezun olduktan sonra Almanya’da Aachen RWTH Teknik Üniversitesi’nde mimarlık tahsiline başladım. 1970 yılında mezuniyetimden sonra Türkiye’ye dönünce pratik mimarlık yapmak yerine 1972 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Mimarlık ve Sanat Tarihi Kürsüsü’nde asistan olarak göreve başladım.

ERKEN OSMANLI MİMARİSİ İÇİN KAYNAK

Doktora teziniz Osmanlı mimarisi için önemli bir kaynaktı. Bu doktora çalışmasını hangi hocalarınızla yapmıştınız?

Profesör Doğan Kuban, Doç. Dr. Semra Ögel ve Doç. Dr. Metin Sözen yönetiminde “Osmanlı Mimarisinde Tarikat Yapıları: Tekkeler, Zaviyeler ve Benzer Nitelikteki Fütuvvet Yapıları” konulu doktora tezimi yazdım. Ortaya çıkan çalışma, sanıyorum, erken Osmanlı mimarisi için önemli bir kaynak oldu. Bazı “sözüm ona akademisyenler” tarafından intihal edildi, bazı ciddi araştırmacılar tarafından da kaynak gösterildi. İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından sınırlı sayıda teksir olarak basılan doktora tezim aranılır bir kitap oldu. Bu çalışmam aradan geçen elli yıl sonra Ketebe Yayınları tarafından, yeni bir mizanpaj ve dijitalleştirilmiş yeni çizimlerle tekrar yayınlandı.

Osmanlı mimarisinde tarikat yapıları üzerine çalışma yapmaya nasıl karar vermiştiniz?

Erken Osmanlı mimarisi konusunda doktora tezi yapmayı düşünürken elime Âşıkpaşaoğlu Ahmed Âşıkî’nin “Tevârîh-i Âl-i Osman” adlı eseri geçti. Âşıkpaşaoğlu, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş dönemine rastlayan tarihi kesitte Doğu’dan Anadolu’ya akan büyük göçte yer alan dört örgütten bahsediyordu:

“Ve hem bu Rum’da dört tayfa vardur

kim müsâfirler içine anılur.

Biri Gazîyân-ı Rum, biri Ahîyân-ı Rum

ve biri Abdâlân-ı Rum ve biri Bacîyân-ı Rum.”

Bu örgütlerden Gazîyân-ı Rum tayfası XIII. ve XIV. yüzyılda Anadolu’da batıya ilerleyen Türk göçünün önünde kol kuvveti ile toprak açan kesimdir. Bacîyân-ı Rum tayfasının uc beylilerindeki silahlandırılmış, cenklere katılan kadınların kastedilmiş olabileceği bir yorum olarak belirtildiği gibi, birtakım ipuçları toparlanınca, bu kadınlar örgütünün Orta Çağ Anadolu’sunda tarikat mensubu kadın dervişler olmaları gerektiği açığa çıkmaktadır.

Benim araştırmam için seçtiğim mimari örnekler fetihle açılan yeni toprakların iskân ve kolonizasyon eyleminde Abdâlân-ı Rum tayfasının, tarikatlara bağlı dervişlerin Tekke, Zaviye, Buk’a, Ribat, Derbend, İmaret gibi yapıları ve Fütuvvet ilkeleri çerçevesinde Anadolu’da sağlam bir dayanışma kuran Ahîyân-ı Rum tayfasının yapıları oldu.

ÖNEMLİ BİR YAPI TÜRÜ

Tarikat yapılarının cami ve sivil mimari yapılardan farklı bir tipolojisi olduğunu kitabınızda uzun uzun anlatıyorsunuz. Bize bu yapıların temel özelliklerini aktarabilir misiniz?

Yapıldıkları zamanın gereksinimlerine cevap veren ve günümüz koşullarında artık işlevlerini yitirmiş olan tarikat yapılarının incelenmesinde, yapıların bugünkü durumlarının mimari değerlendirilmelerinden çok işlevsel analizleri yapılmaya çalışılmıştır. Özellikle tarikat yapılarında, içerikleri çok kere görsel olarak algılanan görünümün ötesinde, doğrudan doğruya tarikatların dinsel-mistik öğretileriyle buna bağlı bir sembolizmle belirlenen birtakım özelliklerinin irdelenebilmesi için, bu tür bir kuramsal yaklaşım kaçınılmaz bir zorunluluk olmaktadır. Ancak böyle bir işlevsel analizden hareketle tarikat yapılarının görevleri, içerikleri ve mimari karakterleri belirlenebilecek, Türk kültürünün mimari ve sanat tarihi değerleri içinde önemli bir yapı türü oluşturan tarikat yapılarının sistemli bir tipolojisinin yapılması mümkün olabilecektir.

ÂDAB VE ERKÂNI ÖĞRENMEK KOLAY OLMADI

Bu araştırmaya nasıl sürdürdünüz?

Tarikatlarla ilgili bir yapının incelenmesi, yapının içinde geçen eylemlerden soyutlanarak ele alınamayacağı için, zorunlu olarak tarikatların sırlı, çok kere açıkça dışarıya aktarılmamış olan öğretileriyle ilgilenmemi gerektirdi. Bu durumda, günümüzde eylemleri tarihe karışmış olan tarikatların ilkeleri, ayinleri, âdab ve erkânı ile ilgili bilgileri edinmek kolay olmadı. Ayrıca, edinilen bilgiler tarikatların tutum ve geleneklerine yabancı olan kişinin karşısına değerlendirilmesi güç, simge yüklü bir dil ile çıktıklarından, elde edilen verileri araştırma diline aktarırken, özellikle bunlardan yapıların mimari özelliklerinin açıklanması için yararlanırken birtakım sorunlarla karşılaştım. Fakat bu mistik ve sembolik içeriklerinden soyutlandıklarında birtakım tarikat yapıları; mekânları kavranamayacağı için, bu verileri yer yer şemalarla anlatım aracı olarak kullanmayı denedim. Bu şekilde, şimdiye dek ele alınan örnekleri daha çok deskriptif tanıtıma dönük olan tarikat yapılarının özgün niteliklerini belirtmeye çalıştım.

Tarikat yapılarının yanı sıra, yine aynı yaklaşım yöntemi ile bu yapılarla birçok yönden ortak özellikleri olan fütüvvet yapılarını inceledim. Kaynağını tasavvuftan alan, dolayısıyla sık sık tarikatlarla eş anlamlı bir örgütlenme sanılan fakat önemli farklılıkları olan fütüvvetin Anadolu-Türk topraklarındaki temsilcileri Ahilerin ortaya çıkarttıkları fütüvvet camilerinin ve Ahi zaviyelerinin incelenmesi, her şeyden önce farklı işlev ve nitelikteki yapılar için kullanılan ortak terminolojiyi açıklığa kavuşturmak bakımından gereklidir. Bu yapıların Osmanlı mimarisi içindeki yerlerinin belirlenmesi, işlevlerinin saptanması ve tarikat yapıları ile olan ortak ve ayırıcı özelliklerinin saptanması ile Anadolu-Türk mimarisi geleneğinde dinî ve sivil mimari türlerinin yanı sıra üçüncü bir kategori oluşturan yapıların sistemli bir tipolojisinin önerilmesi mümkün olmuştur.

Kuban’la derin sohbet

Doğan Kurban Hoca ile.

50 yıl sonra yeniden basılan Osmanlı Mimarisinde Tarikat Yapıları eseriniz için önsözünüzde kitabınızı üç isme, üç hocanıza ithaf ediyorsunuz: Doğan Kuban, Abdülbaki Gölpınarlı ve Cengiz Orhonlu. Bu üç ismin sizin üzerinizde nasıl bir etkisi var? Onlarla yaşadığınız anekdotları aktarabilir misiniz?

Doktora yöneticim Sayın hocam Doğan Kuban çalışmamın tüm sürecinde yardımcım oldu. Tezimde kullandığım plan ve röleveler için Mimarlık Tarihi ve Restorasyon Kürsüsü arşivinden yararlanmamı sağladı. Doktoramdan sonra dostluğumuz hep devam etti. Son olarak 2021 yılında vefatından birkaç ay önce kendisini Anadolu Hisarı’ndaki evinde ziyaret edip derin bir sohbete dalmıştık.

Gölpınarlı’nın öğütleri

Abdülbaki Gölpınarlı.

”Çalışmamda bir fütüvvet camisi, yani Anadolu Ahi Örgütü’nün bir yapısı olarak tanımladığım Bursa Yeşil Camii’de kubbeli ortaya sofaya açılan eyvan biçimindeki yan mekânların duvarlarındaki çini kaplamada bulunan yazıların içerikleri, Kur’ân ve hadislerden alıntılarla birlikte, alışılagelmiş camilerde rastlanmayan biçimde, gündelik yaşama ve toplumsal ilişkilere yönelik, Arapça ve Farsça beyitler ve öğütler olduğunu gördüm. Yerinde fotoğraflarını çekip sonradan şerit halinde birleştirdiğim bu yazıların okunması ve Türkçeye çevrilmesinde başvurduğum pek çok kişi ve merciler arasında, nihayet sayın Abdülbaki Gölpınarlı, bu yer yer Arapça, Farsça karması yazıları okuyup bu işe ayırabildiği kıymetli zamanlarında metinleri teyp bandlarına okuyarak tercümelerini yapmak lütfunda bulundu.

Bu yazılarda, özetle şu öğütler sıralanmaktadır:

“Komşuya iyi davranmak, doğru söz söylemek, susmak.

Yoksula, muhtaç olana yardım etmek.

Aç doyurmak, çıplak giydirmek.

Adalet sahibi olmak, namuslu kazanmak, eşit davranmak

Konuk olan kişiye ikram etmek, üç gün üç gece ağırlamak.”

Bektaşiliğin bilinmeyen yapıları

Osmanlı İmparatorluğu’nda 1826 tarihinde II. Mahmud tarafından Yeniçerilik lağvedilince, bu ocakla ilişkisinden dolayı Bektaşilik tarikatı da baskıya uğramış ve imparatorluk topraklarındaki tekke ve zaviyelerine el konulmuştur. Bektaşilik ile ilgili tüm yapılar, bu tarikatın Sultan Abdülaziz zamanında (1861-76) tekrar faaliyete geçmesine kadar olan süre içinde Nakşibendi tarikatına devredilmiştir. Bu olayla ilgili olarak Bektaşilik tarikatının “emval ve emlakinin müsaderesi” (mal ve mülküne el konulması) işlemi için 1243-1255 (m. 1827-1840) tarihlerinde Osmanlı İmparatorluğu topraklarında bulunan bütün Bektaşi yapılarının listesi çıkarılmış ve bu yapılar o günkü durumlarıyla, bütün mal, mülk ve gelirleriyle, adı geçen deftere kaydedilmişlerdir. 175 varaktan oluşan bu defter, birinci elden bir kaynak olarak, Bektaşi zaviyeleri ile ilgili şimdiye kadar karanlıkta kalmış olan pek çok yönü aydınlatmaktadır. Başvekâlet Arşivi’ndeki, kültür tarihimize daha nice ışık tutabilecek nitelikteki, fakat yetişmekte olan kuşaklar için araştırılması ve yayınlanması gittikçe olanaksızlaşan sayısız belgeler arasından bu defterin ortaya çıkartılması ve kullanılır hale getirilmesi Sayın Prof. Dr. Cengiz Orhonlu sayesinde olmuştur. Tezimde kaynak olarak kullandığım “Bektaşi Zaviyeleri” adlı önemli defteri Başvekâlet Arşivi’nde bularak, incelemek üzere, Sayın Orhonlu, 1975 yılında öğrencisi Süheyla Kurtulmuş Bilge’ye İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Yeniçağ Kürsüsü “Mezuniyet Tezi” olarak vermiştir. Sayın S. K. Bilge, defteri okumuş, Anadolu ve Rumeli eyaletlerindeki Bektaşi tekke ve zaviyelerinin defterdeki tam listesini ve çeşitli yerlerde yapıların kimlerin uhdelerinde (sorumluluğunda, olduğunu gösterir kayıtları naklettikten sonra, defterde adı geçen sayısız zaviyeler arasından bir tanesinin, Anadolu Eyaleti Teke Livası’ndaki Elmalı Kazası Abdal Musa Zaviyesi’nin defterdeki 56-63 sayfalar arasındaki ayrıntısı bilgilerini ekleyerek Latin harfleriyle daktilo etmiştir. Bu sayede, okunması ve araştırmam için kaynak olarak kullanılması benim için olanaksız durumdaki bu belgenin yararlanabilir duruma gelmesini sağlayan Sayın Süheyla Kurtulmuş Bilge’ye de ayrıca teşekkür ederim.

Selimiye Tekkesi Camii tevhidhanenin yan cephesi

Son dönem Osmanlı şehzadeleri içinde en zengin olan Yusuf İzzeddin Efendi’nin dükkanları, çiftlikleri, kasır ve köşkleri bulunmaktaydı. Bunlar arasında Çamlıca Köşkü, Zincirlikuyu Köşkü, Çavuşbaşı ve Hekimbaşı çiftlikleri sayılabilir. Kendisinin vefatıyla birlikte ardında kalan Hatice Şükriye Sultan, Mehmed Nizameddin Efendi, Mihriban Mihrişah Sultan olmak üzere üç çocuğunun henüz yaşları küçük olduğu için olduğu için ailesine bir vasi atanmış ve vasinin denetimini de kardeşi Abdülmecid Efendi üstlenmiştir.

Yusuf İzzeddin Efendi’nin ikbal, idbar ve intihara uzanan 68 yıllık yaşamını konu alan biyografik kitap aynı zamanda Sultan Abdülaziz, Sultan II. Abdülhamid ve Sultan Mehmed Reşad devirlerini, yaşanan siyasi, sosyal olayları da ele almasıyla yakın tarihe kaynaklık etmektedir.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP
300x250r
300x250r

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.